27 Mayıs 2015 Çarşamba

DUYARLI, GENÇ ŞAİR

o zamanlar
ne kadar iyi vakit geçirdiğimin farkında değildim
don atlet
ağzımda ucuz bir puro
geniş göğsüm
kaslı kollarım
gençliğim ve
bacaklarımla gururlanarak,
"yavrucuğum, şu bacaklara bak! böyle
bacak gördün mü ömründe?"
o otel odasında volta
atarak.
ben ona hava atar
o oturup
sigara içmekle yetinirdi.
huysuz karının tekiydi, güzel
ama huysuz.
kırıcı bir şey söyleyeceğini ve
ona güleceğimi
bilirdim.
bir gece bir bar dolusu adamın
hakkından gelişime
tanık olmuştu.

her gece aynı şey, havamı
atar,
ne kadar müthiş bir beynim
olduğunu söylerdim.

"o kadar zekiysen bu fare deliğinde
ne işin var?"

"dinleniyorum, yavrucuğum, hamlemi
yapmadım henüz..."

"palavra! götün tekisin!"

"ne?"

"götün tekisin!"

"fahişeye bak, ikiye ayırırım lan seni!"

ve başlardık yüksek sesle küfürleşmeye, eşya
fırlatmaya, mobilya kırmaya,
resepsiyondan telefon ederlerdi,
yan odanın duvarları yumruklanırdı,
ve ben gülerdim, zevkten dört köşe,
telefonu açardım, "pekala, pekala,
onu susturacağım..."

telefonu kapatıp ona
bakardım, "pekala, güzelim,
yanıma gel!"

"cehenneme kadar yolun var! iğrençsin!"

iğrençtim gerçekten de, yüzüm kıpkırmızı, tişörtümde
sigara yanıkları, dört günlük sakal,
dişler sarı, ayak tırnakları kırık,
deli gibi gülümseyerek ona doğru giderdim,
gözüm yatakta, "eteğini kaldır!" derdim
ona doğru yürürken, "bacaklarını görmek
istiyorum!"

belaydım gerçekten.
üç yıl dayandı,
sonra ben başka
birini buldum.

o ilk hatunum
bir daha bir erkekle birlikte
yaşamadı.
onu tedavi
etmiştim.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 51/53 )

26 Mayıs 2015 Salı

İNSANLAR

herkesin çözülmeye başladığı
gün gelir çatar sonunda,
ve işte:
bir odada boş küllükler sadece,
ya da tarağa takılmış bir tutam saç
erimekte olan ay ışığında.

külden,
kuru yapraklardan
ve okyanus gemisi misali geçip giden
elemden
başka bir şey değil
her şey.

kan dolduklarında ayakkabılar
bilirsin
öldüklerini.

gerçek devrim
gerçek iğrentiden kaynaklanır;
çaresiz kaldığında
aslanı öldürür yavru kedi.

çocukluğumun kiliselerindeki heykeller
ve ayaklarımın dibinde yanan mumlar;
ah, onları alıp
açabilsem gözlerini,
elleyebilsem bacaklarını,
duyabilsem
alçı ağızlarından dökülecek
gerçek
alçı
sözcükleri.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 27/28 )


18 Nisan 2015 Cumartesi

UYUŞMAZLIK

hiçbir şeyin zafer diye haykırmadığı
tarih okumadığı
hiçbir şeyin
çiçek ekmediği
eski bir evde oturuyorum

bazen saatim düşer
bazen güneşim alev almış bir tanktır

ordularını istemiyorum
senin
ya da
öpüşlerini
ya da
ölümünü
benimkiler bana 
yeter

ellerim kollarım var
kollarımın omuzları var
omuzlarımın beni var
ben bana aidim
ben sana aidim beni görebildiğinde
fakat beni görmenden
hoşlanmıyorum

başımda gözlerimin olduğu
ve yürüyebildiğimi
görmeni istemiyorum
sorularını
yanıtlamak istemiyorum
seni eğlendirmek
istemiyorum
beni eğlendirmeni 
ya da tiksindirmeni 
ya da herhangi bir konuda konuşmak 
istemiyorum

seni sevmek
istemiyorum

seni kurtarmak
istemiyorum

kollarını istemiyorum
omuzlarını
istemiyorum

ben benimim
sen de senin

öyle 
kalsın.




- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 64/65 )

7 Nisan 2015 Salı

YAŞAMAK Kİ ADİLCE

ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik,
böylesi adilaneydi,
bize ve aşkın kendisine.

ne merhamet dileniriz ne de
mucize;
yaşayacağız,
öleceğiz, sinek
öldüreceğiz, bok maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz, hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.



- ( Kimse Bilmez Ne Çektiğimi ; Arka Kapaktan )

24 Mart 2015 Salı

ŞANSTSAL

   "Kadınlardan yana şanslı olmanız gerek, çünkü onlarla çoğunlukla tesadüfen tanışıyorsunuz. Bir köşeden sağa dönerseniz şu kadınla; sola dönerseniz bu kadınla karşılaşırsınız. Aşk bir rastlantı çeşididir. Nüfus hep beraber hareket edip durur ve iki insan her nasılsa karşılaşır. Belirli bir kadını sevdiğinizi söyleyebilirsiniz, ama çok daha fazla sevebileceğin, tanışmadığın bir kadın vardır. Bu yüzden şanslı olmalısınız diyorum."


- ( JEAN-FRANÇOİS DUVAL/ BUKOWSKİ VE BEAT KUŞAĞI , S:77 )


15 Mart 2015 Pazar

benim

topak gibi yatıyor
başının oluşturduğu büyük boş dağı
hissedebiliyorum.
ama canlı. esniyor
burnunu kaşıyor
yorganı başına çekiyor.
birazdan ona iyi geceler öpücüğü vereceğim
ve uyuyacağız.
ve çok uzakta İskoçya var
ve yerin altında
sincaplar koşturur.
gecenin içinde motor sesleri duyuyorum
ve beyaz bir el dönüp duruyor
gökyüzünde;
iyi geceler, canım, iyi geceler.

-( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali, S:11 )

14 Şubat 2015 Cumartesi

MÜTEMADİYEN İKİNCİ

   Her gece hasta gidiyorduk işe... ikimize özel şakaydı sanki. Her gece yine sarhoş oluyorduk. Yoksul adam içmez de ne yapar? Kızlar alelade işçilerle ilgilenmezler; doktorlar, bilim adamları, avukatlar, iş adamlarıdır onların avları. Ancak onlar işlerini bitirdikten sonra sıra bize geliyordu -kullanılmış, deforme, hasta  ve kaçıklar düşüyordu payımıza. Bir süre sonra ıskartalara fit olmaktansa vazgeçiyordun. Ya da vazgeçmeye çalışıyordun. İçkinin yararı oluyordu.

- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:203
)