ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün.
ne yaparsan yap
her şey olduğu gibi kalıyor.
kediler uyukluyor, köpekler
havlamıyor,
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün.
ölen bir şey bile yok.
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir günde
bir bekleyiş.
su borularından akan su sesi bile duyulmuyor.
duvarlar öylece duruyor,
kapılar açılmıyor.
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün.
yağmur dindi,
bir siren sesi bile yok,
kol saatinin pili bitmiş,
çakmağın gazı tükenmiş,
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün,
bir bekleyiş daha ağır bir geceye doğru
ilerleyen ağır bir günde
yarın asla gelmeyecekmiş gibi
ve geldiğinde
aynı lanet şey olacak.
- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 81 )
28 Kasım 2015 Cumartesi
27 Mayıs 2015 Çarşamba
DUYARLI, GENÇ ŞAİR
o zamanlar
ne kadar iyi vakit geçirdiğimin farkında değildim
don atlet
ağzımda ucuz bir puro
geniş göğsüm
kaslı kollarım
gençliğim ve
bacaklarımla gururlanarak,
"yavrucuğum, şu bacaklara bak! böyle
bacak gördün mü ömründe?"
o otel odasında volta
atarak.
ben ona hava atar
o oturup
sigara içmekle yetinirdi.
huysuz karının tekiydi, güzel
ama huysuz.
kırıcı bir şey söyleyeceğini ve
ona güleceğimi
bilirdim.
bir gece bir bar dolusu adamın
hakkından gelişime
tanık olmuştu.
her gece aynı şey, havamı
atar,
ne kadar müthiş bir beynim
olduğunu söylerdim.
"o kadar zekiysen bu fare deliğinde
ne işin var?"
"dinleniyorum, yavrucuğum, hamlemi
yapmadım henüz..."
"palavra! götün tekisin!"
"ne?"
"götün tekisin!"
"fahişeye bak, ikiye ayırırım lan seni!"
ve başlardık yüksek sesle küfürleşmeye, eşya
fırlatmaya, mobilya kırmaya,
resepsiyondan telefon ederlerdi,
yan odanın duvarları yumruklanırdı,
ve ben gülerdim, zevkten dört köşe,
telefonu açardım, "pekala, pekala,
onu susturacağım..."
telefonu kapatıp ona
bakardım, "pekala, güzelim,
yanıma gel!"
"cehenneme kadar yolun var! iğrençsin!"
iğrençtim gerçekten de, yüzüm kıpkırmızı, tişörtümde
sigara yanıkları, dört günlük sakal,
dişler sarı, ayak tırnakları kırık,
deli gibi gülümseyerek ona doğru giderdim,
gözüm yatakta, "eteğini kaldır!" derdim
ona doğru yürürken, "bacaklarını görmek
istiyorum!"
belaydım gerçekten.
üç yıl dayandı,
sonra ben başka
birini buldum.
o ilk hatunum
bir daha bir erkekle birlikte
yaşamadı.
onu tedavi
etmiştim.
- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 51/53 )
ne kadar iyi vakit geçirdiğimin farkında değildim
don atlet
ağzımda ucuz bir puro
geniş göğsüm
kaslı kollarım
gençliğim ve
bacaklarımla gururlanarak,
"yavrucuğum, şu bacaklara bak! böyle
bacak gördün mü ömründe?"
o otel odasında volta
atarak.
ben ona hava atar
o oturup
sigara içmekle yetinirdi.
huysuz karının tekiydi, güzel
ama huysuz.
kırıcı bir şey söyleyeceğini ve
ona güleceğimi
bilirdim.
bir gece bir bar dolusu adamın
hakkından gelişime
tanık olmuştu.
her gece aynı şey, havamı
atar,
ne kadar müthiş bir beynim
olduğunu söylerdim.
"o kadar zekiysen bu fare deliğinde
ne işin var?"
"dinleniyorum, yavrucuğum, hamlemi
yapmadım henüz..."
"palavra! götün tekisin!"
"ne?"
"götün tekisin!"
"fahişeye bak, ikiye ayırırım lan seni!"
ve başlardık yüksek sesle küfürleşmeye, eşya
fırlatmaya, mobilya kırmaya,
resepsiyondan telefon ederlerdi,
yan odanın duvarları yumruklanırdı,
ve ben gülerdim, zevkten dört köşe,
telefonu açardım, "pekala, pekala,
onu susturacağım..."
telefonu kapatıp ona
bakardım, "pekala, güzelim,
yanıma gel!"
"cehenneme kadar yolun var! iğrençsin!"
iğrençtim gerçekten de, yüzüm kıpkırmızı, tişörtümde
sigara yanıkları, dört günlük sakal,
dişler sarı, ayak tırnakları kırık,
deli gibi gülümseyerek ona doğru giderdim,
gözüm yatakta, "eteğini kaldır!" derdim
ona doğru yürürken, "bacaklarını görmek
istiyorum!"
belaydım gerçekten.
üç yıl dayandı,
sonra ben başka
birini buldum.
o ilk hatunum
bir daha bir erkekle birlikte
yaşamadı.
onu tedavi
etmiştim.
- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 51/53 )
26 Mayıs 2015 Salı
İNSANLAR
herkesin çözülmeye başladığı
gün gelir çatar sonunda,
ve işte:
bir odada boş küllükler sadece,
ya da tarağa takılmış bir tutam saç
erimekte olan ay ışığında.
külden,
kuru yapraklardan
ve okyanus gemisi misali geçip giden
elemden
başka bir şey değil
her şey.
kan dolduklarında ayakkabılar
bilirsin
öldüklerini.
gerçek devrim
gerçek iğrentiden kaynaklanır;
çaresiz kaldığında
aslanı öldürür yavru kedi.
çocukluğumun kiliselerindeki heykeller
ve ayaklarımın dibinde yanan mumlar;
ah, onları alıp
açabilsem gözlerini,
elleyebilsem bacaklarını,
duyabilsem
alçı ağızlarından dökülecek
gerçek
alçı
sözcükleri.
- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 27/28 )
gün gelir çatar sonunda,
ve işte:
bir odada boş küllükler sadece,
ya da tarağa takılmış bir tutam saç
erimekte olan ay ışığında.
külden,
kuru yapraklardan
ve okyanus gemisi misali geçip giden
elemden
başka bir şey değil
her şey.
kan dolduklarında ayakkabılar
bilirsin
öldüklerini.
gerçek devrim
gerçek iğrentiden kaynaklanır;
çaresiz kaldığında
aslanı öldürür yavru kedi.
çocukluğumun kiliselerindeki heykeller
ve ayaklarımın dibinde yanan mumlar;
ah, onları alıp
açabilsem gözlerini,
elleyebilsem bacaklarını,
duyabilsem
alçı ağızlarından dökülecek
gerçek
alçı
sözcükleri.
- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 27/28 )
18 Nisan 2015 Cumartesi
UYUŞMAZLIK
hiçbir şeyin zafer diye haykırmadığı
tarih okumadığı
hiçbir şeyin
çiçek ekmediği
eski bir evde oturuyorum
bazen saatim düşer
bazen güneşim alev almış bir tanktır
ordularını istemiyorum
senin
ya da
öpüşlerini
ya da
ölümünü
benimkiler bana
yeter
ellerim kollarım var
kollarımın omuzları var
omuzlarımın beni var
ben bana aidim
ben sana aidim beni görebildiğinde
fakat beni görmenden
hoşlanmıyorum
başımda gözlerimin olduğu
ve yürüyebildiğimi
görmeni istemiyorum
sorularını
yanıtlamak istemiyorum
seni eğlendirmek
istemiyorum
beni eğlendirmeni
ya da tiksindirmeni
ya da herhangi bir konuda konuşmak
istemiyorum
seni sevmek
istemiyorum
seni kurtarmak
istemiyorum
kollarını istemiyorum
omuzlarını
istemiyorum
ben benimim
sen de senin
öyle
kalsın.
- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 64/65 )
7 Nisan 2015 Salı
YAŞAMAK Kİ ADİLCE
ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik,
böylesi adilaneydi,
bize ve aşkın kendisine.
ne merhamet dileniriz ne de
mucize;
yaşayacağız,
öleceğiz, sinek
öldüreceğiz, bok maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz, hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.
- ( Kimse Bilmez Ne Çektiğimi ; Arka Kapaktan )
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik,
böylesi adilaneydi,
bize ve aşkın kendisine.
ne merhamet dileniriz ne de
mucize;
yaşayacağız,
öleceğiz, sinek
öldüreceğiz, bok maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz, hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.
- ( Kimse Bilmez Ne Çektiğimi ; Arka Kapaktan )
24 Mart 2015 Salı
ŞANSTSAL
"Kadınlardan yana şanslı olmanız gerek, çünkü onlarla çoğunlukla tesadüfen tanışıyorsunuz. Bir köşeden sağa dönerseniz şu kadınla; sola dönerseniz bu kadınla karşılaşırsınız. Aşk bir rastlantı çeşididir. Nüfus hep beraber hareket edip durur ve iki insan her nasılsa karşılaşır. Belirli bir kadını sevdiğinizi söyleyebilirsiniz, ama çok daha fazla sevebileceğin, tanışmadığın bir kadın vardır. Bu yüzden şanslı olmalısınız diyorum."
- ( JEAN-FRANÇOİS DUVAL/ BUKOWSKİ VE BEAT KUŞAĞI , S:77 )
- ( JEAN-FRANÇOİS DUVAL/ BUKOWSKİ VE BEAT KUŞAĞI , S:77 )
15 Mart 2015 Pazar
benim
topak gibi yatıyor
başının oluşturduğu büyük boş dağı
hissedebiliyorum.
ama canlı. esniyor
burnunu kaşıyor
yorganı başına çekiyor.
birazdan ona iyi geceler öpücüğü vereceğim
ve uyuyacağız.
ve çok uzakta İskoçya var
ve yerin altında
sincaplar koşturur.
gecenin içinde motor sesleri duyuyorum
ve beyaz bir el dönüp duruyor
gökyüzünde;
iyi geceler, canım, iyi geceler.
-( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali, S:11 )
başının oluşturduğu büyük boş dağı
hissedebiliyorum.
ama canlı. esniyor
burnunu kaşıyor
yorganı başına çekiyor.
birazdan ona iyi geceler öpücüğü vereceğim
ve uyuyacağız.
ve çok uzakta İskoçya var
ve yerin altında
sincaplar koşturur.
gecenin içinde motor sesleri duyuyorum
ve beyaz bir el dönüp duruyor
gökyüzünde;
iyi geceler, canım, iyi geceler.
-( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali, S:11 )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



