28 Kasım 2015 Cumartesi

SALDIRI

berbat durumdayım. burada, hemşirelerin,
deneysel sinemacıların, güneşin
altındaki sıcak ve acılı ağaçların yaşamlarını
sürdürdükleri Hollywood' un DeLongpre Bulvarı'nda
ruhumun bütünlüğünü koruyamıyorum.

burada, penceremin önünden
Yaşlılar Evi'nden tekerlekli
koltukların geçtiği
bu evde.

daha ne kadar Chinaski?
daha kaç aşk vurulacak gökyüzünden?
daha kaç kadın?
daha kaç gün ve yıl?

acı yürüyor bu odanın gölgelerinde.
kollarımda hissediyorum,
ucuz havalandırma cihazının takırtısında.

bazı şeyleri hatırlayıp odada volta
atmaya başlıyorum, bir aşağı bir yukarı,
elimde değil, duramıyorum,
bir aşağı bir yukarı.

yalnız kalmaktan hoşnut biriydim eskiden.
şimdi yıkıldı duvarlarım,
her şeyin kenarları var.

ellerine geçirdiklerinde beni -aklını kaçırmış, kapana kısılmış,
kendi içimden çıkardılar beni.
çalışıyorlar üzerimde.
Saldırı hiddetli, kesintisiz
ve sessiz.

nehirler bentlerin üzerinden akıyorlar.
yanık kaşar peyniri gibi bir kokusu var güneşin.
on binlerce yüz, bulvarda.
varlıkları benimle tamamen ilintisiz
insanlarla birlikte yaşıyorum.

volta atıp duruyorum odada.
soluk soluğa.

acıma bir ad taktım.
"Saldırı" koydum adını.

Saldır, diyorum, lütfen dışarı çıkıp
beni rahat bırakır mısın?
lütfen yürüyüşe çıkıp
bir trenin altında kal.

dostlarım beni çok şakacı buluyorlar.
Chinaski'den söz et bize, diyorlar sevgilime.

Oo, diyor sevgilim, kocaman koltuğuna
oturup inliyor.

gülüyor dostlarım.
insanları güldürürüm ben.

Saldırı, diyorum, bir şey yemek ister misin?
bir zamanlar yarış atı mıydın sen?
neden
uyumuyorsun?
neden biraz
dinlenmiyorsun?

saldırı da yürüyor benimle odada,
omuzlarıma sıçrayıp beni sarsıyor.

Lorca yolunda vurulmuştu,
ama burada, Amerika'da kimseyi
kızdırmaz şairler.
kumar oynamazlar.

poliklinik kokar onların şiirleri.
insanların yaşamaktansa ölmeyi
yeğledikleri bir poliklinik
gibi.

burada şairleri vurmazlar.

şairlerin farkında bile değiller.

gazete satın almak için
sokağa çıkıyorum.
Saldırı peşimden geliyor.

harikulade bir genç kızın yanından geçiyoruz.
gözlerine bakıyorum. o da benim
gözlerime bakıyor.
ona sahip olamazsın, diyor Saldırı, yaşlı bir
adamsın sen, yaşlı ve kaçık.

yaşımın farkındayım, diyorum saygınlığımı takınarak.

evet, ölümün de farkındasın.
öleceksin ve nereye gideceğini bilmiyorsun,
ama ben de seninle geleceğim.

seni aşağılık orospu çocuğu, diyorum, neden
bu kadar düşkünsün buna?

aa, yoldaşım!
birlikte yıkanıyoruz, birlikte yiyoruz, mektuplarını
birlikte açıyoruz.
birlikte şiir yazıyoruz.
birlikte şiir okuyoruz.

Chinaski miyim, Saldırı mı,
emin olamıyorum.

kimi acımı sevdiğimi söyler.

evet, o kadar çok seviyorum ki onu
kırmızı kurdeleyle, kanlı bir kırmızı
kurdeleyle bağlanmış olarak
size hediye ediyorum,
sizin,
hepsi sizin.
onu hiç özlemeyeceğim.
başımdan def etmek için çaba sarf ediyorum, inanın.

posta kutunuza sıkıştırabilir
ya da arabanızın arka koltuğuna fırlatabilirim.

ama şimdi,
burada, DeLongpre Bulvarı'nda
birbirimize mahkumuz.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 137/138/139/140/141 )

ŞU AN

maskaralık bu, büyük oyuncular, büyük şairler, büyük
devlet adamları, büyük ressamlar, büyük besteciler,
büyük aşklar,
maskaralık, maskaralık, maskaralık,
tarih ve tarihin kaydı,
unut gitsin, unut gitsin.

tekrar başlamalısın.
at her şeyi.
hepsini fırlat.

şu anla yalnızsın.

tırnaklarına bak.
burnuna dokun.

gün sana doğru
savuruyor
kendini.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 119 )

SAATİ KUR

ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün.
ne yaparsan yap
her şey olduğu gibi kalıyor.
kediler uyukluyor, köpekler
havlamıyor,
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün.
ölen bir şey bile yok.
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir günde
bir bekleyiş.
su borularından akan su sesi bile duyulmuyor.
duvarlar öylece duruyor,
kapılar açılmıyor.
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün.
yağmur dindi,
bir siren sesi bile yok,
kol saatinin pili bitmiş,
çakmağın gazı tükenmiş,
ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün,
bir bekleyiş daha ağır bir geceye doğru
ilerleyen ağır bir günde
yarın asla gelmeyecekmiş gibi
ve geldiğinde
aynı lanet şey olacak.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 81 )

27 Mayıs 2015 Çarşamba

DUYARLI, GENÇ ŞAİR

o zamanlar
ne kadar iyi vakit geçirdiğimin farkında değildim
don atlet
ağzımda ucuz bir puro
geniş göğsüm
kaslı kollarım
gençliğim ve
bacaklarımla gururlanarak,
"yavrucuğum, şu bacaklara bak! böyle
bacak gördün mü ömründe?"
o otel odasında volta
atarak.
ben ona hava atar
o oturup
sigara içmekle yetinirdi.
huysuz karının tekiydi, güzel
ama huysuz.
kırıcı bir şey söyleyeceğini ve
ona güleceğimi
bilirdim.
bir gece bir bar dolusu adamın
hakkından gelişime
tanık olmuştu.

her gece aynı şey, havamı
atar,
ne kadar müthiş bir beynim
olduğunu söylerdim.

"o kadar zekiysen bu fare deliğinde
ne işin var?"

"dinleniyorum, yavrucuğum, hamlemi
yapmadım henüz..."

"palavra! götün tekisin!"

"ne?"

"götün tekisin!"

"fahişeye bak, ikiye ayırırım lan seni!"

ve başlardık yüksek sesle küfürleşmeye, eşya
fırlatmaya, mobilya kırmaya,
resepsiyondan telefon ederlerdi,
yan odanın duvarları yumruklanırdı,
ve ben gülerdim, zevkten dört köşe,
telefonu açardım, "pekala, pekala,
onu susturacağım..."

telefonu kapatıp ona
bakardım, "pekala, güzelim,
yanıma gel!"

"cehenneme kadar yolun var! iğrençsin!"

iğrençtim gerçekten de, yüzüm kıpkırmızı, tişörtümde
sigara yanıkları, dört günlük sakal,
dişler sarı, ayak tırnakları kırık,
deli gibi gülümseyerek ona doğru giderdim,
gözüm yatakta, "eteğini kaldır!" derdim
ona doğru yürürken, "bacaklarını görmek
istiyorum!"

belaydım gerçekten.
üç yıl dayandı,
sonra ben başka
birini buldum.

o ilk hatunum
bir daha bir erkekle birlikte
yaşamadı.
onu tedavi
etmiştim.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 51/53 )

26 Mayıs 2015 Salı

İNSANLAR

herkesin çözülmeye başladığı
gün gelir çatar sonunda,
ve işte:
bir odada boş küllükler sadece,
ya da tarağa takılmış bir tutam saç
erimekte olan ay ışığında.

külden,
kuru yapraklardan
ve okyanus gemisi misali geçip giden
elemden
başka bir şey değil
her şey.

kan dolduklarında ayakkabılar
bilirsin
öldüklerini.

gerçek devrim
gerçek iğrentiden kaynaklanır;
çaresiz kaldığında
aslanı öldürür yavru kedi.

çocukluğumun kiliselerindeki heykeller
ve ayaklarımın dibinde yanan mumlar;
ah, onları alıp
açabilsem gözlerini,
elleyebilsem bacaklarını,
duyabilsem
alçı ağızlarından dökülecek
gerçek
alçı
sözcükleri.

- ( Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan; S: 27/28 )


18 Nisan 2015 Cumartesi

UYUŞMAZLIK

hiçbir şeyin zafer diye haykırmadığı
tarih okumadığı
hiçbir şeyin
çiçek ekmediği
eski bir evde oturuyorum

bazen saatim düşer
bazen güneşim alev almış bir tanktır

ordularını istemiyorum
senin
ya da
öpüşlerini
ya da
ölümünü
benimkiler bana 
yeter

ellerim kollarım var
kollarımın omuzları var
omuzlarımın beni var
ben bana aidim
ben sana aidim beni görebildiğinde
fakat beni görmenden
hoşlanmıyorum

başımda gözlerimin olduğu
ve yürüyebildiğimi
görmeni istemiyorum
sorularını
yanıtlamak istemiyorum
seni eğlendirmek
istemiyorum
beni eğlendirmeni 
ya da tiksindirmeni 
ya da herhangi bir konuda konuşmak 
istemiyorum

seni sevmek
istemiyorum

seni kurtarmak
istemiyorum

kollarını istemiyorum
omuzlarını
istemiyorum

ben benimim
sen de senin

öyle 
kalsın.




- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 64/65 )

7 Nisan 2015 Salı

YAŞAMAK Kİ ADİLCE

ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik,
böylesi adilaneydi,
bize ve aşkın kendisine.

ne merhamet dileniriz ne de
mucize;
yaşayacağız,
öleceğiz, sinek
öldüreceğiz, bok maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz, hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.



- ( Kimse Bilmez Ne Çektiğimi ; Arka Kapaktan )