- KADINLAR ( SAYFA, 106 )
17 Ekim 2014 Cuma
EKSİK
Tuhaf bir duyguydu Katherine'le orada olmak. İnsan ilişkileri tuhaftı. Demek istediğim, bir süre biriyle birlikte oluyor, yatıyor, sevişiyor, konuşuyor, geziyor, hayatını paylaşıyordun. Sonra bitiyordu. Bir süre kimseyle birlikte olmuyordun, sonra bir başka kadın çıkıyordu karşına, bu sefer onunla yiyor, onunla düzüşüyordun ve her şey çok doğal görünüyordu; siz hep onu, o da hep sizi beklemiş gibi. Hep eksik hissettim kendimi yalnızken; iyi hissettiğim de oldu, ama hep eksik.
SAVAŞÇI
Kadın olsaydım fahişe olurdum şüphesiz. Erkek doğduğum için kadın arzuluyordum sürekli, ne kadar aşağılık olursa iyiydi. Ama yine de kadınlar -iyi kadınlar- korkutuyorlardı beni, çünkü er yada geç ruhuna sahip olmak istiyorlardı, oysa ben ruhundan artakalanı kendime saklamak istiyordum. Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü ölümcül ve acımasızlardı, özel isteklerde bulunmuyorlardı. Gittiklerinde hiç bir şey yitirilmiş olmuyordu. Ama bedeli fahiş de olsa sevecen, iyi bir kadının özlemini çekiyordum. Güçlü erkek ikisinden de vazgeçerdi. Oysa ben kadınlarla, kadın fikriyle savaşmayı sürdürüyordum.
- KADINLAR ( Sayfa: 81)
- KADINLAR ( Sayfa: 81)
KADINDA YANILIR
Lydia ile ayrılık yaratmak sorun değildi. Yalnızlığı seven, bir kadınla birlikte yaşamaktan, onunla yemek yemekten, uyumaktan, sokakta yürümekten mutlu olan biriydim. Ama konuşmaktan ya da hipodrom ve boks maçları dışında bir yerlere gitmekten hoşlanmıyordum. Televizyonu anlamıyordum. Sinemaya gidip başkalarıyla oturmak, onların duygularını paylaşmak için para ödemek aptalca geliyordu bana. Partilerden iğreniyordum. Oynanan kirli oyunlardan, asılmalardan, amatör sarhoşlardan, can sıkıcı tiplerden nefret ediyordum. Ama partiler, dans etmek, havadan sudan konuşmak hayat veriyordu Lydia' ya. Seks bombası olarak görüyordu kendini. Ama biraz fazla abartıyordu. Dolayısıyla benim yalnız kalma isteğim onun her fırsatta mümkün olduğunca çok insanla birlikte olma isteğiyle sık sık çarpışıyordu.
Mindy'nin gelmesine iki gün kala ben başlattım. Yataktaydık.
"Lydia, allah aşkına, neden bu kadar aptalsın? Benim münzevi biri olduğumu anlamamakta neden ısrar ediyorsun? Yazabilmem için gerekli bu."
"İnsanlardan kaçarsan onlar hakkından nasıl bilgi edineceksin?"
"Yeterince bilgim var onlar hakkında."
"Restorana gittiğinde bile başın öne eğik oturuyor, kimseye bakmıyorsun."
"İştahımı neden kaçırayım."
"Ben gözlerim insanları dedi, "Onları incelerim."
"S.ktir."
"Sen insanlardan korkuyorsun!"
"Nefret ediyorum."
"Ne biçim yazarsın sen? Gözlem yapmıyorsun."
"Kabul, insanlara bakmıyorum, ama hayatımı yazarak kazanıyorum. Koyun gütmekten iyidir."
"Kalıcı olamayacaksın. Asla yükselemeyeceksin. Her şeyi yanlış yapıyorsun.
"Bu yüzden başarılıyım zaten."
"Başarılı mı? Kaç kişi biliyor kim olduğunu? Mailer gibi ünlü müsün? Ya da Capote gibi?"
"Onlar yazamıyor."
"Ama sen yazabiliyorsun! Bir tek Chinaski yazabiliyor!"
"Evet, ben böyle hissediyorum."
"Ünlü müsün? New York'a gitsen kim tanır seni?"
"Umurumda değil. Tek isteğim yazmak. Borazanlara ihtiyacım yok."
"Doyamazsın sen borazanlara."
"Belki."
"Ünlü biri gibi davranmak işine geliyor."
"Ben hep böyle davrandım. Yazmaya başlamadan öncede böyleydim."
"Hayatımda tanıdığım en az bilinen ünlü sensin."
"Yeterince azimli değilim, hepsi bu."
"Hayır, azimlisin ama tembelsin. Ayağına gelsin istiyorsun. Hem sen ne zaman yazıyorsun? Ya ayaktasın, ya sarhoşsun, ya da hipodromdasın."
"Bilmiyorum. Önemli değil."
"Nedir önemli olan öyleyse?"
"Sen bana söyle," dedim.
"Söyleyeyim!" dedi Lydia. "Uzun zamandan beri parti vermedik. İnsan görmeyeli çok uzun zaman oldu! Ben SEVERİM insanları. Kız kardeşlerim parti severler. Bin kilometre yol kat ederler bir partiye gitmek için! Biz böyle yetiştik Utah'da! Parti sevmemek için bir neden yok. İnsanların bir araya gelip iyi vakit geçirmelerinden daha doğal bir şey olamaz! Delice bir saplantın var senin. Eğlencenin s.kişle biteceğini sanıyorsun! Tanrım, insanlar, iyidir! Sen eğlenmeyi bilmiyorsun!"
"İnsanları sevmiyorum," dedim.
Yataktan fırladı. "Tanrım, midemi bulandırıyorsun!"
"Pekala, sana biraz yer açayım öyleyse."
Yatağın kenarına oturup ayakkabılarımı giymeye başladım.
"Yer açmak mı?" diye sordu Lydia. "Ne kastediyorsun yer açmaktan?"
"Burdan çıkıyorum, kastettiğim bu!"
"Pekala, ama şunu dinle: bu kapıdan çıkarsan beni bir daha göremezsin."
"Anlaştık."
Kalktım, kapıya gittim, açtım, kapattım ve Volks'a doğru yürüdüm. Arabayı çalıştırıp gazladım.
- KADINLAR ( Sayfa: 76/78)
Mindy'nin gelmesine iki gün kala ben başlattım. Yataktaydık.
"Lydia, allah aşkına, neden bu kadar aptalsın? Benim münzevi biri olduğumu anlamamakta neden ısrar ediyorsun? Yazabilmem için gerekli bu."
"İnsanlardan kaçarsan onlar hakkından nasıl bilgi edineceksin?"
"Yeterince bilgim var onlar hakkında."
"Restorana gittiğinde bile başın öne eğik oturuyor, kimseye bakmıyorsun."
"İştahımı neden kaçırayım."
"Ben gözlerim insanları dedi, "Onları incelerim."
"S.ktir."
"Sen insanlardan korkuyorsun!"
"Nefret ediyorum."
"Ne biçim yazarsın sen? Gözlem yapmıyorsun."
"Kabul, insanlara bakmıyorum, ama hayatımı yazarak kazanıyorum. Koyun gütmekten iyidir."
"Kalıcı olamayacaksın. Asla yükselemeyeceksin. Her şeyi yanlış yapıyorsun.
"Bu yüzden başarılıyım zaten."
"Başarılı mı? Kaç kişi biliyor kim olduğunu? Mailer gibi ünlü müsün? Ya da Capote gibi?"
"Onlar yazamıyor."
"Ama sen yazabiliyorsun! Bir tek Chinaski yazabiliyor!"
"Evet, ben böyle hissediyorum."
"Ünlü müsün? New York'a gitsen kim tanır seni?"
"Umurumda değil. Tek isteğim yazmak. Borazanlara ihtiyacım yok."
"Doyamazsın sen borazanlara."
"Belki."
"Ünlü biri gibi davranmak işine geliyor."
"Ben hep böyle davrandım. Yazmaya başlamadan öncede böyleydim."
"Hayatımda tanıdığım en az bilinen ünlü sensin."
"Yeterince azimli değilim, hepsi bu."
"Hayır, azimlisin ama tembelsin. Ayağına gelsin istiyorsun. Hem sen ne zaman yazıyorsun? Ya ayaktasın, ya sarhoşsun, ya da hipodromdasın."
"Bilmiyorum. Önemli değil."
"Nedir önemli olan öyleyse?"
"Sen bana söyle," dedim.
"Söyleyeyim!" dedi Lydia. "Uzun zamandan beri parti vermedik. İnsan görmeyeli çok uzun zaman oldu! Ben SEVERİM insanları. Kız kardeşlerim parti severler. Bin kilometre yol kat ederler bir partiye gitmek için! Biz böyle yetiştik Utah'da! Parti sevmemek için bir neden yok. İnsanların bir araya gelip iyi vakit geçirmelerinden daha doğal bir şey olamaz! Delice bir saplantın var senin. Eğlencenin s.kişle biteceğini sanıyorsun! Tanrım, insanlar, iyidir! Sen eğlenmeyi bilmiyorsun!"
"İnsanları sevmiyorum," dedim.
Yataktan fırladı. "Tanrım, midemi bulandırıyorsun!"
"Pekala, sana biraz yer açayım öyleyse."
Yatağın kenarına oturup ayakkabılarımı giymeye başladım.
"Yer açmak mı?" diye sordu Lydia. "Ne kastediyorsun yer açmaktan?"
"Burdan çıkıyorum, kastettiğim bu!"
"Pekala, ama şunu dinle: bu kapıdan çıkarsan beni bir daha göremezsin."
"Anlaştık."
Kalktım, kapıya gittim, açtım, kapattım ve Volks'a doğru yürüdüm. Arabayı çalıştırıp gazladım.
- KADINLAR ( Sayfa: 76/78)
7 Ekim 2014 Salı
küçük bir atom bombası
ah, küçük bir atom bombası verin bana
fazla büyük olmasın
küçücük
sokakta gezinen bir atı öldürmeye yetecek kadar
ama hiç at yok ki sokakta
öyleyse, saksıdaki çiçekleri uçurmaya yetecek kadar
ama hiç çiçek
görmüyorum
sokakta
aşkımı korkutmaya
yetecek kadar
öyleyse,
ama aşkım
yok ki
kirli ve sevimli bir çocuğu yıkar gibi
küvetimde yıkayabileceğim
bir atom bombası
verin bana
öyleyse
( küvetim var )
düğme burunlu
pembe kulaklı
Temmuz ayında
iç çamaşırı gibi kokan
bir atom bombası, general
aklımı kaçırdığımı mı düşünüyorsunuz?
düşüncelerinize bakarak
ben de sizin aklınızı kaçırdığınızı
düşünüyorum:
başkası yollamadan
siz yollayın bir tane.
- ( sarhoş çal piyanoyu
vurmalı çalgı gibi
parmaklar biraz
kanamaya başlayana dek, Sayfa: 40/41 )
17 Eylül 2014 Çarşamba
VE GELİR, ACI.
Tuhaf şey acı. Kuşu avlayan kedi, trafik kazası, yangın... Acı gelir, GÜM, ve oradadır, üzerinize oturur. Gerçektir. Ve başkalarına bir ahmak gibi görünürsünüz. Birden bire aklınızı yitirmişsiniz gibi. Neler hissettiğinizi anlayan, nasıl yardım edileceğini bilen birini bulmaktır tek ilaç.
- ( KADINLAR, SAYFA:55 )
- ( KADINLAR, SAYFA:55 )
AYNI HAYATLAR, FARKLI İNSANLAR
Donny içkileri getirdi ve Dee Dee ile muhabbete girdi. Aynı insanları tanıyor gibiydiler. Ben hiçbirini tanımıyordum. Kolay değildi beni heyecanlandırmak. Umurumda değildi. New York'u sevmiyordum. Hollywood'u sevmiyordum. Rock müziğini sevmiyordum. Hiç bir şey sevmiyordum. Korkuyordum belki de. Evet, evet -korkuyordum. Perdeleri çekilmiş bir odada tek başıma oturmak istiyordum. Doyamazdım ona. Deliydim. Kaçık. Ve Lydia gitmişti.
İçkimi bitirdim, Dee Dee bir tane daha söyledi. Kendimi metres gibi hissetmeye başlamıştım, harika bir duyguydu. Kasvetimi dağıtıyordu. Beş parasız olup kadının tarafından terk edilmek kadar kötü bir şey daha yoktur. İçki yok, iş yok; duvarlar sadece, oturur duvarları seyreder ve düşünürsün. Buydu kadınların intikamı, ama onlara da acı veriyor, onları da zayıflatıyordu. Ya da ben böyle olduğuna inanmak istiyorum.
Kahvaltı güzeldi. Değişik meyvelerle süslenmiş bir yumurta... ananas, şeftali, armut... biraz ceviz, baharat. İyi bir kahvaltıydı. Kahvaltıyı bitirdik, Dee Dee bana bir içki daha söyledi. Dee Dee hoştu, muhabbeti kararlı ve eğlendiriciydi. Beni güldürebiliyordu, gülmeye ihtiyacım vardı. Kahkaham içimde bir yerde kükremeyi bekliyordu: HAHAHAHAHAHA, ooo tanrım, HAHAHA. Öyle iyi oluyordu ki kükrediğinde. Hayata dair bir şeyler biliyordu Dee Dee. Birimizin başına gelenin çoğumuzun başına geldiğini biliyordu. Hayatlarımız o kadar farklı değillerdi -farklı olduğunu düşünmekten hoşlansak bile.
- ( KADINLAR, SAYFA:54 )
İçkimi bitirdim, Dee Dee bir tane daha söyledi. Kendimi metres gibi hissetmeye başlamıştım, harika bir duyguydu. Kasvetimi dağıtıyordu. Beş parasız olup kadının tarafından terk edilmek kadar kötü bir şey daha yoktur. İçki yok, iş yok; duvarlar sadece, oturur duvarları seyreder ve düşünürsün. Buydu kadınların intikamı, ama onlara da acı veriyor, onları da zayıflatıyordu. Ya da ben böyle olduğuna inanmak istiyorum.
Kahvaltı güzeldi. Değişik meyvelerle süslenmiş bir yumurta... ananas, şeftali, armut... biraz ceviz, baharat. İyi bir kahvaltıydı. Kahvaltıyı bitirdik, Dee Dee bana bir içki daha söyledi. Dee Dee hoştu, muhabbeti kararlı ve eğlendiriciydi. Beni güldürebiliyordu, gülmeye ihtiyacım vardı. Kahkaham içimde bir yerde kükremeyi bekliyordu: HAHAHAHAHAHA, ooo tanrım, HAHAHA. Öyle iyi oluyordu ki kükrediğinde. Hayata dair bir şeyler biliyordu Dee Dee. Birimizin başına gelenin çoğumuzun başına geldiğini biliyordu. Hayatlarımız o kadar farklı değillerdi -farklı olduğunu düşünmekten hoşlansak bile.
- ( KADINLAR, SAYFA:54 )
SEVİLMEYİ HAK ETMEYEN ADAMLARA
Dee Dee bir bardak şarap daha koydu. Güzeldi şarap. Dee Dee' den hoşlanıyordum. İşler yolunda gitmediğinde insanın sığınabileceği bir yeri olması hoştu. İşler kötü gittiğinde ortalıkta kimseciklerin olmadığı günleri anımsadım. Böylesi daha iyi olmuştu benim için belki. Öyleyse ? Ama benim için iyi olanla ilgilenmiyordum. Kendini nasıl hissettiğimle ve kötü hissettiğimde buna son vermekle ilgileniyordum. Tekrar iyi hissetmekle.
"Seni üzmek istemiyorum, Dee Dee," dedim. "Kadınlarla her zaman iyi değilimdir."
"Seni sevdiğimi söyledim sana."
"Yapma. Sevme."
"Pekala," dedi, "sevmem seni, ama neredeyse severim. Öyle olur mu? "
"Öbür türlüsünden çok daha iyi."
Şaraplarımızı bitirip yatağa girdik...
- ( Kadınlar, Sayfa:52 )
"Seni üzmek istemiyorum, Dee Dee," dedim. "Kadınlarla her zaman iyi değilimdir."
"Seni sevdiğimi söyledim sana."
"Yapma. Sevme."
"Pekala," dedi, "sevmem seni, ama neredeyse severim. Öyle olur mu? "
"Öbür türlüsünden çok daha iyi."
Şaraplarımızı bitirip yatağa girdik...
- ( Kadınlar, Sayfa:52 )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)