"Kadınlardan yana şanslı olmanız gerek, çünkü onlarla çoğunlukla tesadüfen tanışıyorsunuz. Bir köşeden sağa dönerseniz şu kadınla; sola dönerseniz bu kadınla karşılaşırsınız. Aşk bir rastlantı çeşididir. Nüfus hep beraber hareket edip durur ve iki insan her nasılsa karşılaşır. Belirli bir kadını sevdiğinizi söyleyebilirsiniz, ama çok daha fazla sevebileceğin, tanışmadığın bir kadın vardır. Bu yüzden şanslı olmalısınız diyorum."
- ( JEAN-FRANÇOİS DUVAL/ BUKOWSKİ VE BEAT KUŞAĞI , S:77 )
24 Mart 2015 Salı
15 Mart 2015 Pazar
benim
topak gibi yatıyor
başının oluşturduğu büyük boş dağı
hissedebiliyorum.
ama canlı. esniyor
burnunu kaşıyor
yorganı başına çekiyor.
birazdan ona iyi geceler öpücüğü vereceğim
ve uyuyacağız.
ve çok uzakta İskoçya var
ve yerin altında
sincaplar koşturur.
gecenin içinde motor sesleri duyuyorum
ve beyaz bir el dönüp duruyor
gökyüzünde;
iyi geceler, canım, iyi geceler.
-( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali, S:11 )
başının oluşturduğu büyük boş dağı
hissedebiliyorum.
ama canlı. esniyor
burnunu kaşıyor
yorganı başına çekiyor.
birazdan ona iyi geceler öpücüğü vereceğim
ve uyuyacağız.
ve çok uzakta İskoçya var
ve yerin altında
sincaplar koşturur.
gecenin içinde motor sesleri duyuyorum
ve beyaz bir el dönüp duruyor
gökyüzünde;
iyi geceler, canım, iyi geceler.
-( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali, S:11 )
14 Şubat 2015 Cumartesi
MÜTEMADİYEN İKİNCİ
Her gece hasta gidiyorduk işe... ikimize özel şakaydı sanki. Her gece yine sarhoş oluyorduk. Yoksul adam içmez de ne yapar? Kızlar alelade işçilerle ilgilenmezler; doktorlar, bilim adamları, avukatlar, iş adamlarıdır onların avları. Ancak onlar işlerini bitirdikten sonra sıra bize geliyordu -kullanılmış, deforme, hasta ve kaçıklar düşüyordu payımıza. Bir süre sonra ıskartalara fit olmaktansa vazgeçiyordun. Ya da vazgeçmeye çalışıyordun. İçkinin yararı oluyordu.
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:203
)
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:203
)
BOŞ KALABALIK
O gece işten sonra yakın bir bara gittik. Benim gibiydi, yemek yemeyi düşünmüyordu, erkekler yemeği düşünmez. Aslında fabrikanın en güçlü erkekleriydik ama hiç üstünde durmazdık bunun. Yemek yemek sıkıcıydı işte. Barlardan da bayağı sıkılmıştım o dönem -onları cennete götürecek kadının içeri girmesini bekleyen geri zekalı ve yalnız erkekler sürüsü. Hipodrom ve bar kalabalığı en can sıkıcı kalabalıklardır. Hele erkeklerden oluşmuşsa. Sürekli kaybeden ve bir türlü durup toparlanamayan kerizler. Ve ben tam ortalarındaydım.
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:201)
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:201)
2 Şubat 2015 Pazartesi
O, PİTİ PİTİ, KARAMELA SEPETİ
Adolf Hitler hayatta olsaydı olanlara epey gülerdi sanıyorum.
işte, siyaset ve dünya meseleleri hakkında söylenecek bir şey mi var? Berlin krizi, Küba krizi, casus uçakları, casus gemileri. Vietnam, Kore, kayıp hidrojen bombaları. Amerikan kentlerinde ayaklanmalar. Hindistan'da açlık, Kızıl Çin'de faili meçhuller? İyi adamlar ve kötü adamlar var mı gerçekten. hep yalan söyleyenler ve hiç yalan söylemeyenler. bir gece düzüşürken ya da sıçarken ya da çizgi film roman okurken ya da pul defterine pul yapıştırırken bizi paramparça edecek bir ışık eve ısı patlaması olacak mı? ani ölüm yeni bir şey değildir, kitlesel ani ölüm de aynı değil. ama ürünü geliştirdik; yüzyılların bilgisi, kültürü ve keşfi var elimizde yararlanabileceğimiz; kütüphaneler tıka basa kitap dolu; başyapıt oldukları varsayılan tablolar milyonlarca dolara alıcı buluyor; tıp kalp naklini gerçekleştirdi; sokaklarda akıllıyı deliden ayırmak mümkün değil ve birden, bir kez daha, hayatlarımızın geri zekalıların elinde olduğunu görüyoruz. bombalar patlayabilir; bombalar hiç patlamayabilir. o, piti piti, karamela sepeti...
şimdi, sevgili okurlar, izninizle fahişelere ve atlara ve içkiye dönmek istiyorum henüz vakit varken. bu konular ölümü de içeriyorsa, kanımca, insanın kendi ölümünden sorumlu olması, ölümün Özgürlük, Demokrasi, İnsanlık, Milliyetçilik ve/veya diğer palavraların bir sonucu olarak gelmesinden çok daha az rahatsız edicidir.
ilk koşu, 12:30. ilk içki, hemen. fahişeler, hep varlar nasıl olsa. Clara, Penny, Alice, Pathy...
o, piti piti, karamela sepeti...
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:172)
işte, siyaset ve dünya meseleleri hakkında söylenecek bir şey mi var? Berlin krizi, Küba krizi, casus uçakları, casus gemileri. Vietnam, Kore, kayıp hidrojen bombaları. Amerikan kentlerinde ayaklanmalar. Hindistan'da açlık, Kızıl Çin'de faili meçhuller? İyi adamlar ve kötü adamlar var mı gerçekten. hep yalan söyleyenler ve hiç yalan söylemeyenler. bir gece düzüşürken ya da sıçarken ya da çizgi film roman okurken ya da pul defterine pul yapıştırırken bizi paramparça edecek bir ışık eve ısı patlaması olacak mı? ani ölüm yeni bir şey değildir, kitlesel ani ölüm de aynı değil. ama ürünü geliştirdik; yüzyılların bilgisi, kültürü ve keşfi var elimizde yararlanabileceğimiz; kütüphaneler tıka basa kitap dolu; başyapıt oldukları varsayılan tablolar milyonlarca dolara alıcı buluyor; tıp kalp naklini gerçekleştirdi; sokaklarda akıllıyı deliden ayırmak mümkün değil ve birden, bir kez daha, hayatlarımızın geri zekalıların elinde olduğunu görüyoruz. bombalar patlayabilir; bombalar hiç patlamayabilir. o, piti piti, karamela sepeti...
şimdi, sevgili okurlar, izninizle fahişelere ve atlara ve içkiye dönmek istiyorum henüz vakit varken. bu konular ölümü de içeriyorsa, kanımca, insanın kendi ölümünden sorumlu olması, ölümün Özgürlük, Demokrasi, İnsanlık, Milliyetçilik ve/veya diğer palavraların bir sonucu olarak gelmesinden çok daha az rahatsız edicidir.
ilk koşu, 12:30. ilk içki, hemen. fahişeler, hep varlar nasıl olsa. Clara, Penny, Alice, Pathy...
o, piti piti, karamela sepeti...
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:172)
21 Ocak 2015 Çarşamba
MAVİ KUŞ
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,
diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? Avrupa'daki kitap
satışlarımı sabote etmek mi?
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.
sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?
- ( Kapalı Bir Kapıdır Cehennem ; S: 112/ 113/)
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,
diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? Avrupa'daki kitap
satışlarımı sabote etmek mi?
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.
sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?
- ( Kapalı Bir Kapıdır Cehennem ; S: 112/ 113/)
18 Ocak 2015 Pazar
SOĞUK VE ACIMASIZ BAY H.C.
sonra baktım beni omuzlamış, Sanchez'den söz ediyorum, yukarıya taşıyor, yatak odasına, kadını ile şey ettikleri yere ve kendimi yatağın üstünden buluyorum, Sanchez gitmiş, kapı kapalı, ve müzik sesi geliyor aşağıdan, ve kahkaha, ikisinden de, ama sevecen kahkahalar, kötülük yok, ve bilemiyorum ne yapacağımı, insan en iyisini pek ummaz, ne talihin ne de insanların, herkes sonunda hüsrana uğratır, neyse sonra kapı açılıyor, bir ışık hüzmesi, Sanchez kapıda-
"hey, Bubu, bir şişe kaliteli Fransız şarabı... yavaş iç, iyi gelecektir. uyursun. mutlu ol. seni sevdiğimizi söylemeyeceğim, kolaya kaçmak olur. aşağı gelmek, dans edip şarkı söylemek, konuşmak istersen, o da olur. ne istersen onu yap. işte şarap."
şişeyi elime tutuşturuyor. çılgın bir korneti kaldırır gibi kaldırıyorum şişeyi, tekrar tekrar. perdedeki yırtıktan yıpranmış ayın bir parçası sıçıyor odaya. tam anlamı ile güzel bir gece; hapis değil; çok uzak hapiste olmaktan...
sabah uyanınca aşağı inip işiyor, heladan çıkıyorum. tek kişinin zor sığacağı kanepede uyurken buluyorum onları, ama tek kişi değiller, ve yüzleri birlikte uykuda, ve bedenleri birlikte uykuda, nedir bu duygusallık??? minicik bir yumru oluşuyor gırtlağımda sadece, güzelliğin kasvete kendiliğinden dönüşü, birilerinin bu güzelliğe sahip olduğunu bilmek, benden nefret bile etmediklerini bilmek... ve hatta bana neyi dilemeleri?...
sadık ve duygulu ve hasta ve kasvetli ve Bukowski olarak çıkıyorum dışarı, yaşlı, yıldızlı bir güneş, tanrım, son köşeye çekilmek, son gecenin fırtınası, soğuk bay C., acımasız H., Mary Mary, duvarda bir böcek kadar net, aralık sıcağı bir beyinağı ölümsüz omurgamda, merhamet, Kerouac'ın Meksika rayları üstünde ölü yatan bebeği gibi, kulübelerinde bırakıyorum onları, dahiyi ve sevgilisini, ikisi de benden üstün, ama Anlam, bu işte, sıçarak, kayarak, ta ki, belki bunu tek başıma yazana dek, birkaç şeyi dışarıda bırakmak kaydı ile (muhtelif güçlü kaynaklar tarafından tamamen normal ve aptalca mutluluk verici olan şeyler yapmakla suçlanıyorum)
ve on bir yıllık arabama atlıyorum
oradan uzaklaştım bile
kendimin ötesinde kaçak bir öykü yazıyorum
aşk üstüne
ama, belki, size bir anlam
ifade eder.
kullarınız
Sanchez ve Bukowski
hamiş. -bu kez aynasızlar ıskaladı. yanınızda yutabileceğinizden fazlasını bulundurmayın: aşk, tutku ya da nefret.
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:84/85)
"hey, Bubu, bir şişe kaliteli Fransız şarabı... yavaş iç, iyi gelecektir. uyursun. mutlu ol. seni sevdiğimizi söylemeyeceğim, kolaya kaçmak olur. aşağı gelmek, dans edip şarkı söylemek, konuşmak istersen, o da olur. ne istersen onu yap. işte şarap."
şişeyi elime tutuşturuyor. çılgın bir korneti kaldırır gibi kaldırıyorum şişeyi, tekrar tekrar. perdedeki yırtıktan yıpranmış ayın bir parçası sıçıyor odaya. tam anlamı ile güzel bir gece; hapis değil; çok uzak hapiste olmaktan...
sabah uyanınca aşağı inip işiyor, heladan çıkıyorum. tek kişinin zor sığacağı kanepede uyurken buluyorum onları, ama tek kişi değiller, ve yüzleri birlikte uykuda, ve bedenleri birlikte uykuda, nedir bu duygusallık??? minicik bir yumru oluşuyor gırtlağımda sadece, güzelliğin kasvete kendiliğinden dönüşü, birilerinin bu güzelliğe sahip olduğunu bilmek, benden nefret bile etmediklerini bilmek... ve hatta bana neyi dilemeleri?...
sadık ve duygulu ve hasta ve kasvetli ve Bukowski olarak çıkıyorum dışarı, yaşlı, yıldızlı bir güneş, tanrım, son köşeye çekilmek, son gecenin fırtınası, soğuk bay C., acımasız H., Mary Mary, duvarda bir böcek kadar net, aralık sıcağı bir beyinağı ölümsüz omurgamda, merhamet, Kerouac'ın Meksika rayları üstünde ölü yatan bebeği gibi, kulübelerinde bırakıyorum onları, dahiyi ve sevgilisini, ikisi de benden üstün, ama Anlam, bu işte, sıçarak, kayarak, ta ki, belki bunu tek başıma yazana dek, birkaç şeyi dışarıda bırakmak kaydı ile (muhtelif güçlü kaynaklar tarafından tamamen normal ve aptalca mutluluk verici olan şeyler yapmakla suçlanıyorum)
ve on bir yıllık arabama atlıyorum
oradan uzaklaştım bile
kendimin ötesinde kaçak bir öykü yazıyorum
aşk üstüne
ama, belki, size bir anlam
ifade eder.
kullarınız
Sanchez ve Bukowski
hamiş. -bu kez aynasızlar ıskaladı. yanınızda yutabileceğinizden fazlasını bulundurmayın: aşk, tutku ya da nefret.
- (KASABANIN EN GÜZEL KIZI, SAYFA:84/85)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

