deniz anasının bir amacı var,
sırtlanın,
kenenin,
sıçanın,
hamam böceğinin,
her biri kendi ışığı ile
dopdolu.
benim ışığım
sönük.
kim yaptı bunu
bana?
- ( İlham Perisine Oynamak S: 141 )
25 Şubat 2018 Pazar
SAKIN
sakın insanlar üzerine kurma
temelini,
ne genç kızların üzerine,
ne yaşlı kızların,
ne genç adamların,
ne yaşlı adamların,
ne de aradakilerin,
hiçbirinin,
sakın insanlar üzerine kurma
temelini.
onun yerine
kumun üzerine kur,
doldurulmuş toprağın üzerine,
foseptik çukurlarının üzerine,
suyun üzerine,
insanların üzerine kurma
yeter ki.
kötü seçimlerdir insanlar,
seçimlerin en kötüsü.
başka yere kur,
neresi olursa,
insanların üzerine kurma
sakın,
o beyinsiz, kalpsiz
yığınlar ki
yüzyılların,
günlerin,
gecelerin,
kasabaların, kentlerin,
ülkelerin,
yeryüzünün,
stratosferin,
ışığın
içine etmekte,
bütün olasılıkların
içine etmekte,
burada,
o zaman
şimdi
yarın.
her şey,
insanlarla kıyaslanınca,
aramaya değer
bir temel oluşturur.
her şey.
- ( İlham Perisine Oynamak ; S: 106 / 107 )
temelini,
ne genç kızların üzerine,
ne yaşlı kızların,
ne genç adamların,
ne yaşlı adamların,
ne de aradakilerin,
hiçbirinin,
sakın insanlar üzerine kurma
temelini.
onun yerine
kumun üzerine kur,
doldurulmuş toprağın üzerine,
foseptik çukurlarının üzerine,
suyun üzerine,
insanların üzerine kurma
yeter ki.
kötü seçimlerdir insanlar,
seçimlerin en kötüsü.
başka yere kur,
neresi olursa,
insanların üzerine kurma
sakın,
o beyinsiz, kalpsiz
yığınlar ki
yüzyılların,
günlerin,
gecelerin,
kasabaların, kentlerin,
ülkelerin,
yeryüzünün,
stratosferin,
ışığın
içine etmekte,
bütün olasılıkların
içine etmekte,
burada,
o zaman
şimdi
yarın.
her şey,
insanlarla kıyaslanınca,
aramaya değer
bir temel oluşturur.
her şey.
- ( İlham Perisine Oynamak ; S: 106 / 107 )
SIR
tasalanma, kimse o harikulade
kadına sahip değil, öyle görünse bile,
ve kimse o tuhaf ve gizli güce sahip
değil, kimse sıradışı ya da olağanüstü ya da
sihirli değil, öyle görünse bile.
bir kandırmaca her şey, numara, yutturmaca,
kanma, inanma.
dünya yaşamları ve ölümleri yararsız insanlardan
geçilmiyor, bunlardan biri havaya
sıçradığında ve tarihin ışığı onları aydınlattığında,
unut gitsin, göründüğü gibi değil, budalaları
uyutmak için bir başka numara sadece.
güçlü adamlar yok, harikulade
kadınlar yok.
en azından, bunu bilerek
ölebilir
mümkün olan
tek
zafere
sahip olabilirsin.
- ( İlham Perisine Oynamak ; S: 55 )
29 Ekim 2017 Pazar
KAÇIŞ
açlık nefesinin koktuğu ve parkta
kuğuları seyrettiğin gün,
hakikaten fena bir gün sayılmazdı,
dönüp duran kuğuları seyretmek,
sessizdi,
kuğuların tüylerine bakmıştın, boyunlarına,
gözlerine.
bir an için bir tanesini
yakalamayı, öldürmeyi ve yemeyi
düşünmüştün,
ama pişirebileceğin bir
ocağın bile yoktu.
yapamayacağını da biliyordun
zaten.
pek çok şey vardı
yapamadığın.
bu yüzden bir parkta
açlıktan ölmek üzereydin.
sonra sesleri duymuştun, üzerinde
yazlık bir elbiseyle bir genç kız, yanında
erkek arkadaşı vardı ve
gülüyorlardı.
onlara bakmış ve ölü
kılmıştın onları ,
mezara sokmuştun,
kemikleri görmüştün,
kafataslarını.
sonra çimden kalkıp
onları kuğularla baş başa
bırakmıştın.
çıkmıştın parktan,
bulvardaydın,
yürümeye başlamıştın,
yürümek anlamlı geliyordu
ve fena bir gün
sayılmazdı,
bir gün daha,
kaldırımda yürünen,
dünya yan yatmış
zihninde-
beyaz bir ışık
patlaması.
yalnız olmanın
muhteşem
bir mucize
olduğuna karar vermiştin.
başka hiçbir şeyin
anlamı yoktu.
- ( İlham Perisine Oynamak ; S: 45 / 46 )
SON
cenaze arabası kafası kesiklerle, kayıplarla, yaşayan
kaçıklarla dolu olarak odanın içinden geçiyor.
sinekler insanın üstüne tutkal gibi yapışıyor.
kanatlarını
kaldıramıyorlar.
yaşlı bir kadının kedisini süpürgeyle
dövüşünü izliyorum.
sıcak dayanılır gibi değil,
tanrının
pis bir numarası.
tuvaletin suyu
buharlaşmış
telefon sessiz
çalıyor,
küçük esnek kol çanın üstünde
titreşiyor.
bisiklete binmiş bir çocuk
görüyorum,
jant telleri
çöküyor,
lastikler yılana dönüşüp
eriyorlar.
gazete fırın sıcaklığında,
sokaklarda insanlar birbirlerini
nedensiz öldürüyorlar.
en kötü adamlar en iyi işlere sahipken
en iyi adamlar en kötü işlerde çalışıyorlar ya da
işsizler ya da
akıl hastanelerine kapatılmışlar.
4 konserve kutusu yiyeceğim kaldı.
klimalı birlikler evden eve
odadan odaya gidip
insanları tutukluyor, vuruyor,
süngülüyorlar.
biz bunu yaptık kendimize, bunu
hak ediyoruz.
açmaları gerekirken
açma zahmetine katlanmayan çiçeklerden farkımız yok
ve güneş beklenmeden
usanmış gibi,
güneş bizden umudunu kesmiş bir
beyin sanki.
arka balkona çıkıp
ölü bitkilerden oluşan denize bakıyorum,
yeni dikenler ve dallar titreşiyor
esintisiz gökyüzünde.
bir şekilde seviniyorum tükenmiş
olmamıza-
sanat eserleri,
savaşlar,
çürümeye yüz tutmuş aşklar,
her günü yaşayış biçimimiz,
birlikler buraya ulaştığında
ne yapacakları umurumda değil,
yataktan kalktığımız her gün
kendimizi öldürdük zaten.
mutfağa dönüp
yumuşak bir konserve kutusundan
biraz kıyma boşaltıyorum, neredeyse
pişmiş,
oturup
yiyorum, tırnaklarımı
seyrediyorum,
kulaklarımın arkasından
ter damlıyor ve
sokaklardan silah sesleri geliyor,
çiğniyor ve merak etmeden
bekliyorum.
- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 185 / 186 / 187 )
kaçıklarla dolu olarak odanın içinden geçiyor.
sinekler insanın üstüne tutkal gibi yapışıyor.
kanatlarını
kaldıramıyorlar.
yaşlı bir kadının kedisini süpürgeyle
dövüşünü izliyorum.
sıcak dayanılır gibi değil,
tanrının
pis bir numarası.
tuvaletin suyu
buharlaşmış
telefon sessiz
çalıyor,
küçük esnek kol çanın üstünde
titreşiyor.
bisiklete binmiş bir çocuk
görüyorum,
jant telleri
çöküyor,
lastikler yılana dönüşüp
eriyorlar.
gazete fırın sıcaklığında,
sokaklarda insanlar birbirlerini
nedensiz öldürüyorlar.
en kötü adamlar en iyi işlere sahipken
en iyi adamlar en kötü işlerde çalışıyorlar ya da
işsizler ya da
akıl hastanelerine kapatılmışlar.
4 konserve kutusu yiyeceğim kaldı.
klimalı birlikler evden eve
odadan odaya gidip
insanları tutukluyor, vuruyor,
süngülüyorlar.
biz bunu yaptık kendimize, bunu
hak ediyoruz.
açmaları gerekirken
açma zahmetine katlanmayan çiçeklerden farkımız yok
ve güneş beklenmeden
usanmış gibi,
güneş bizden umudunu kesmiş bir
beyin sanki.
arka balkona çıkıp
ölü bitkilerden oluşan denize bakıyorum,
yeni dikenler ve dallar titreşiyor
esintisiz gökyüzünde.
bir şekilde seviniyorum tükenmiş
olmamıza-
sanat eserleri,
savaşlar,
çürümeye yüz tutmuş aşklar,
her günü yaşayış biçimimiz,
birlikler buraya ulaştığında
ne yapacakları umurumda değil,
yataktan kalktığımız her gün
kendimizi öldürdük zaten.
mutfağa dönüp
yumuşak bir konserve kutusundan
biraz kıyma boşaltıyorum, neredeyse
pişmiş,
oturup
yiyorum, tırnaklarımı
seyrediyorum,
kulaklarımın arkasından
ter damlıyor ve
sokaklardan silah sesleri geliyor,
çiğniyor ve merak etmeden
bekliyorum.
- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 185 / 186 / 187 )
21 Ekim 2017 Cumartesi
EN İYİ DOSTUM
pansiyon farelerinin marş müziği eşliğinde
sürüklerken
mukavva bavulumu
ya çok sıcak olurdu hava
ya da dondurucu soğuk
ya hatunlar
dolar savaşçılarına aşıktılar
ve ben eyalet eyalet
dolanıyordum mukavva bavulumla
Teksas, Arizona, Louisiana, Georgina,
Florida, Güney Carolina...
yemiştim kafayı
iptaldim
aşikar olana
yüzleşemiyor
kirli şiltelerin üstünde
cin içip
alkole alıştırıyordum
tahtakurularını
intihar planları yapıyor ve
çuvallıyordum,
üçüncü sınıf işlere girip
çıkmaya başladım ve
umursamayan ve benden daha zeki
birilerinin paramparça ettiği
hedeflerdi sanki
saatler
Tanrı'ya gidemezdim
beni kurtarması için
ama Tanrım ne biçim
devirdim
şişeleri
hiçliğin nehrine akan
yüzlerce
şişe
ve içkinin kötülükleri üstüne
dilediğinizi söyleyebilirsiniz
ama onsuz hayatta katlanamazdım
sıçan gözlü ustabaşılarıma
tatil ve sigorta
ile yetinen
işçilere
köleliklerinin farkında
olmadan
kendilerini şanslı sayan
adamların
esaretine.
şişe
sadece şişe
ve şişeler sayesinde
katlanabildim
herşeye
gün boyunca
tekrar odama döneceğim
geceyi düşlerdim
ayakkabılar
çıkartılmış
karanlıkta
yatağa uzatılmış
şişenin kapağını açıp
o ilk yudumu almak
kokuşmuşluğu
çürümüşlüğü
üstümden atarak
bir sigara yakar,
duvarlara ve ayışığına
aşık,
bu pis oyunu içime çektikten sonra
uzağa üfler
ve şişeye uzanırdım
gene
zayıf değil
ama güçlü;
sıkı bir yudum alıp
şişeyi yere bırakarak
herkesin
olasılıkları
altetme
yöntemi
farklıdır.
- ( Bana Aşkını Getir ; S: 176 / 177 / 178 )
sürüklerken
mukavva bavulumu
ya çok sıcak olurdu hava
ya da dondurucu soğuk
ya hatunlar
dolar savaşçılarına aşıktılar
ve ben eyalet eyalet
dolanıyordum mukavva bavulumla
Teksas, Arizona, Louisiana, Georgina,
Florida, Güney Carolina...
yemiştim kafayı
iptaldim
aşikar olana
yüzleşemiyor
kirli şiltelerin üstünde
cin içip
alkole alıştırıyordum
tahtakurularını
intihar planları yapıyor ve
çuvallıyordum,
üçüncü sınıf işlere girip
çıkmaya başladım ve
umursamayan ve benden daha zeki
birilerinin paramparça ettiği
hedeflerdi sanki
saatler
Tanrı'ya gidemezdim
beni kurtarması için
ama Tanrım ne biçim
devirdim
şişeleri
hiçliğin nehrine akan
yüzlerce
şişe
ve içkinin kötülükleri üstüne
dilediğinizi söyleyebilirsiniz
ama onsuz hayatta katlanamazdım
sıçan gözlü ustabaşılarıma
tatil ve sigorta
ile yetinen
işçilere
köleliklerinin farkında
olmadan
kendilerini şanslı sayan
adamların
esaretine.
şişe
sadece şişe
ve şişeler sayesinde
katlanabildim
herşeye
gün boyunca
tekrar odama döneceğim
geceyi düşlerdim
ayakkabılar
çıkartılmış
karanlıkta
yatağa uzatılmış
şişenin kapağını açıp
o ilk yudumu almak
kokuşmuşluğu
çürümüşlüğü
üstümden atarak
bir sigara yakar,
duvarlara ve ayışığına
aşık,
bu pis oyunu içime çektikten sonra
uzağa üfler
ve şişeye uzanırdım
gene
zayıf değil
ama güçlü;
sıkı bir yudum alıp
şişeyi yere bırakarak
herkesin
olasılıkları
altetme
yöntemi
farklıdır.
- ( Bana Aşkını Getir ; S: 176 / 177 / 178 )
SERÇE GİBİ
hayat vermek için hayat almalısın,
ve elemimiz kısa ve kot düşerken
milyar-kanlı denizin üstüne,
boylu boyunca ölmüş çürümekte olan ve
çevrenin manzarasına karşı ayaklanan
beyaz bacaklı, beyaz karınlı yaratıklarla çevrelenmiş
tehlikeli biçimde içe dönük resiflerin yanından geçtim.
sevgili çocuğum, ben sana sadece serçenin
sana yaptığını yaptım; genç olmanın moda olduğu bir zamanda
yaşlıyım; gülmek moda olduğunda ben ağlarım.
sevmek daha az cesaret gerektirirken
senden nefret ettim.
- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 14 )
ve elemimiz kısa ve kot düşerken
milyar-kanlı denizin üstüne,
boylu boyunca ölmüş çürümekte olan ve
çevrenin manzarasına karşı ayaklanan
beyaz bacaklı, beyaz karınlı yaratıklarla çevrelenmiş
tehlikeli biçimde içe dönük resiflerin yanından geçtim.
sevgili çocuğum, ben sana sadece serçenin
sana yaptığını yaptım; genç olmanın moda olduğu bir zamanda
yaşlıyım; gülmek moda olduğunda ben ağlarım.
sevmek daha az cesaret gerektirirken
senden nefret ettim.
- ( Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali ; S: 14 )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





