15 Nisan 2018 Pazar

GECİKMELİ

ben bir şeyde ustalaşmaya başlayıncaya kadar
diğerleri başka şeye
geçmiş olurdu.
em kötü beysbol oyuncusu iken
en iyisi oldum,
inanılmaz hızlıydım sahada,
vuruşlarım müthiş
güçlüydü,
ama artık diğerleri
eğitimle, kitaplarla ilgileniyor,
hayata hazırlanıyorlardı.
muhallebi çocuğunun teki iken
en iyi dövüşçülerden birine
dönüştüğümde
dövüşecek kimse
kalmamıştı
artık.

kız konusunda daha da gecikmiştim.
uzman bir sevgiliye dönüştüğümde
akranlarım ya evlenmişler
ya da kız kovalamaktan
usanmışlardı.
hep artıklar kaldı
bana, gudubetler, dullar,
kaçıklar, sokak
kadınları.

ben herhangi bir şeyde hep
artık önemini yitirdiği zaman
ustalaştım:
futbol, hızlı araba kullanma,
içki, kumar, şarlatanlık,
münazara, geyik, hapse girme,
kafayı yeme, ağırlık
kaldırma, kaderle gölge
boksu.

ama yalnızdım.
diğerleri oturaklı,
çocuk, iş, mortgage,
hayat sigortası ve
köpek sahibi
sorumlu vatandaşlar
olmuşlardı.

beni dehşete düşüren
bütün şeyler.

hala çocukluğunun peşinde koşan
ebleh çocuktum.
oynamaya devam etmek istiyordum
ama oyun arkadaşı
kalmamıştı.

bir kentten diğerine giderek
berduş gibi yaşadım,
bulvarlarda ve barlarda
takıldım.
hiçbir şey bulamadım, hiç kimse
bulamadım.
sefilhanelere
baktım
orada bir şeylerin
gizli olabileceğini düşünerek.
yanılmıştım.

geç başlayan biri olmak
insanı cennette ya da cehenneme de
geciktirir,
sürekli bir şeyleri yakalamaya
çalışırsın,
bir şeylere yetişmeye,
bir yöne, görünmez
bir şeye.
orada olması gerek,
orada, hissedebiliyorum,
bazen yaşlı ve yorgun garson kadının
gözlerinde görüyorum,
yastığın üzerinde uyuyan
kedinin bıraktığı
yuvarlak izde.

orada ve cenaze evlerine
beş çeker,
ayakkabılarının içinde yürüyen
milyonlara
ve her şeyin
tezahürüne,
kentler, yüzler,
gazeteler, kaldırımlar,
trafik levhaları, kiliseler,
bayraklar ve
takvimler, bütün bayağı
numara.

bu çocukluk
avcısı,
bu geç başlayan,
bu boksör, bu ayyaş
arayış içinde hala
ve biliyorum orada olduğunu,
keşfedilmemiş,
bekleyişte,
yüzyıllarca geç kalınmış,
fokurdamakta,
çözdüm onun sırrını,
odağıma girmek üzere,
siz de neredeyse
hissetmiyor musunuz?
ben
ediyorum.



- (  İlham Perisine Oynamak   S: 245 / 246 / 247 / 248 )

8 Nisan 2018 Pazar

ÇIKAR TERLİKLERİNİ AYAĞINDAN, BUDALA

güzel değil, yaşadığımız bazı günler, korkunç
sokağın ortasında ölü köpek
günleri.
anasını satayım, devam etmenin
yararı yok bazen.
gazetede okudum geçen gün,
adamın teki kıyma makinesinin içine düşüp
kıyma olarak çıkmış.
tanrılar üzerine biraz düşünmeye sevk ediyor insanı.
bazı şeyler tasarlanmış gibidir sanki,
yazı tahtasının
üzerinde çalışılmış gibi.
mukadderat, derler.
bu adam hayata
kıyma olmak üzere
gelmiş.
hayattaki asıl amacı buymuş.
önce bazı şeyler yapmasına izin vermişler.
yerini başkası dolduracak..
biri yapacak işini.
biri sizin işinizi yapacak,
benim işimi yapacak,
sizin yerinizi alacak,
benim yerimi alacak.
ve ağaçlar yapraklarını dökecekler
ve fahişeler duşun altında şarkı söyleyecekler
ve kediler bütün gün uyuyacak
ve yirminci yüzyıl yirmi birinci yüzyıla dönüverecek
ve biri ayakkabılarınızı,
kemerinizi, eski ve yeni giysilerinizi
çöpe atacak.
biri yatağınızda uyuyacak.
biri üzerinize bir avuç toprak
atacak.

kıyma makinesine düşüp
paramparça olan adama dair
bir haber okuyunca
böyle olurum.
siz ne hissediyorsunuz?
ne biliyorsunuz?
yıkılın karşımdan!



- (  İlham Perisine Oynamak   S: 196 / 197 )

KOŞUYA 12 DAKİKA KALA

dikilirken mor dağların önünde
aptal giysilerimizle, duraksıyor, etrafımıza
bakınıyoruz: hiçbir şey  değişmiyor, pekişiyor sadece,
hayatlarımız yavaşça sürünüyor, karılarımız küçümsüyor
bizi.
sonra
uyanıyoruz bir an-
atlar giriyor hipodroma:
Quick'in ablası, Mükemmel Raj, Vive le Torch,
Bayan Leuschner, Barış Savaşçısı,
Lou'nun Günaydını.

daha iyiyiz şimdi: umudun yıldırımı gibi
parlaması, gizli tanrıların kahkahası.
hiçbir zaman olduğumuz yerde gibi ya da olduğumuz yerde olmak
istemedik, bir çıkış arıyoruz, güneşten biraz
müzik, hiçbir zaman bulamadığımız kız.
mor dağların önünde
mucizeye oynuyoruz yine
atlar önümüzden
hayatlarımızdan çok çok daha güzel
geçerken.


- (  İlham Perisine Oynamak   S: 181 )

4 Mart 2018 Pazar

SEVGİLİ

batı Hollywood'daki o dairede
genellikle kentin
en berbat kancıklarıyla
takılıyordum.
kadın düşmanı olarak konuşmuyorum.
arkadaşlarım bana,
"aklını başına topla, ne yapıyorsun?" derlerdi.

yollular, katiller, mankafalar.

vücutları, saçları, bacakları,
organları vardı
ve genellikle
elbise ve topuklu ayakkabı giymiş,
içki ve sigara içip
haplanan
bir köpekbalığıyla
oturmaktan farksızdı.

geceler gündüzlere erir, gündüzler
gecelere yığılırdı
biz saçma sapan konuşup
arada sırada
tatsız tutsuz
düzüşürken.

alkol ve muhtelif haplar
yüzünden, sık sık
hayallere kapılırdım -içlerinden birinin
altın kalpli altın kız olduğuna,
beni kahkaha ve aşk dolu
o altın yola sokacağına dair
örneğin.

loş ve dumanlı ışıkta
saçlar olduğundan
daha güzel, bacaklar
daha biçimli görünür,
konuşmalar insana daha anlamlı ve
daha az hırçın gelirdi.

iyi kandırdım kendimi, hatta içlerinden
birine, en kötülerine
aşık olduğuma bile
inandırmıştım kendimi.

yani, olumsuzluğun alemi ne?

içer, haplanır, gün batımına ve
gün doğumuna dek birlikte kalır,
sekiz ya da on saat
aralıksız Scrable oynardık.
ne zaman işemeye gitsem
cüzdanımdan ihtiyacı olan parayı çalardı.
hayatta kalmayı iyi bilirdi,
kancık.

her ne yapıyorsak
onunla geçen
52 saatlik bir maraton seansından
sonra, "fikrimizi değiştirmeden Vegas'a
gidip evlenelim!" dedi.

"diyelim ki evlendik,
sonra ne olacak?"

"o zaman her istediğinde
alabilirsin," dedi bana.

ihtiyacı olan parayı çalmasına
izin vermek için
işemeye gittim.

döndüğümde yeni bir şişe
şarap açtım
ve konuyu bir daha
açmadım.

ondan sonra
eskisi kadar sık gelmez oldu,
ama başkaları vardı.
bazen birden fazlaydılar.
ikişer ikişer gelirlerdi.
arka avluda
yaşlı bir keriz olduğu haberi
yayılmıştı, bedava içki veriyor
ve cinsel talepte bulunmuyordu.
(gerçi bazen bana bir hal olur
bir tanesini kapıp
terli bir at sikişi attırırdım,
ama daha çok, hala yapıp yapamadığımı
merak ettiğim için.)

postacının kafasını karıştırıyordum.
verandada eski bir kanepe vardı ve
pek çok sabah geldiğinde
ben, mesela bunların iki tanesiyle
orada oturuyor olurdum,
sigara içip gülüşerek
otururduk o kanepede.

bir gün beni yalnız yakaladı.

"kusura bakma," dedi, "ama sana
bir şey sorabilir miyim?"

"elbette."

"zengin olduğunu sanmıyorum..."

"hayır, meteliksizim."

"bak," dedi, "ben
ordudaydım, bütün dünyayı
gezdim."

"öyle mi?"

"ve senin kadar çok
kadını olan başka bir adama
rastlamadım.
sürekli farklı bir kadın var yanında,
ya da farklı iki kadın..."

"ne olmuş?"

"sırrı ne?
yani, beni bağışla, ama biraz
yaşlısın ve Kazanova olduğun da
söylenemez."

"çirkin bile sayılırım."

mektupları bir elinden ötekine aktardı.

"sırrın ne?"

"müsait olmak."

"nasıl yani?"

"kadınlar sürekli el altında olan erkeklerden
hoşlanırlar."

"hı," dedi, sonra turunu tamamlamak üzere
uzaklaştı.

övgüsünün yararı olmadı bana.
sandığı kadar iyi değildi gördüğü.
o kancıkların varlığına rağmen
tekdüze anlamsızlıklar, umutsuzluk,
ve daha da kötü duygularla dolu
kutsallıktan uzak
dönemler yaşanıyordu.

yerime döndüm.
telefon çalıyordu.

kadın sesi duymayı
umdum.



- (  İlham Perisine Oynamak   S: 164 / 165 / 166 / 167 / 168 / 169  )

25 Şubat 2018 Pazar

KÖTÜ BİR GÜN

deniz anasının bir amacı var,
sırtlanın,
kenenin,
sıçanın,
hamam böceğinin,
her biri kendi ışığı ile
dopdolu.

benim ışığım
sönük.
kim yaptı bunu
bana?


- (  İlham Perisine Oynamak   S: 141 )

SAKIN

sakın insanlar üzerine kurma
temelini,
ne genç kızların üzerine,
ne yaşlı kızların,
ne genç adamların,
ne yaşlı adamların,
ne de aradakilerin,
hiçbirinin,
sakın insanlar üzerine kurma
temelini.

onun yerine
kumun üzerine kur,
doldurulmuş toprağın üzerine,
foseptik çukurlarının üzerine,
suyun üzerine,
insanların üzerine kurma
yeter ki.

kötü seçimlerdir insanlar,
seçimlerin en kötüsü.

başka yere kur,
neresi olursa,
insanların üzerine kurma
sakın,
o beyinsiz, kalpsiz
yığınlar ki
yüzyılların,
günlerin,
gecelerin,
kasabaların, kentlerin,
ülkelerin,
yeryüzünün,
stratosferin,
ışığın
içine etmekte,
bütün olasılıkların
içine etmekte,
burada,
o zaman
şimdi
yarın.

her şey,
insanlarla kıyaslanınca,
aramaya değer
bir temel oluşturur.

her şey.


- (  İlham Perisine Oynamak  ; S: 106 / 107  )

SIR


tasalanma, kimse o harikulade
kadına sahip değil, öyle görünse bile,
ve kimse o tuhaf ve gizli güce sahip
değil, kimse sıradışı ya da olağanüstü ya da
sihirli değil, öyle görünse bile.
bir kandırmaca her şey, numara, yutturmaca,
kanma, inanma.
dünya yaşamları ve ölümleri yararsız insanlardan
geçilmiyor, bunlardan biri havaya
sıçradığında ve tarihin ışığı onları aydınlattığında,
unut gitsin, göründüğü gibi değil, budalaları
uyutmak için bir başka numara sadece.

güçlü adamlar yok, harikulade
kadınlar yok.
en azından, bunu bilerek
ölebilir
mümkün olan
tek
zafere
sahip olabilirsin.


- (  İlham Perisine Oynamak  ; S: 55  )